Oyunla öğrenmek neden işe yarıyor?
Sınıfta yıllarca aynı şeyi gözlemledim: Bir konuyu tahtada anlattığımda çocukların gözü dışarıda, ama aynı konuyu bir oyuna çevirdiğimde herkes masaya doğru eğiliyor. Bu tesadüf değil.
Çocuk oynarken aslında deniyor, yanılıyor, tekrar deniyor — ve bunu kaygı duymadan yapıyor. Bir zar attığında 7'yi bulmak için 3 ile 4'ü toplaması gerektiğini, alıştırma kitabındaki yüz soruda öğrenemeyeceği kadar hızlı kavrıyor. Çünkü burada sayı bir 'ödev' değil, oyunu kazanmasını sağlayan bir araç.
Oyunun sihri tekrar isteğinde. Hiçbir çocuk 'bir alıştırma daha yapalım' demez; ama 'bir el daha' diye yalvarır. O 'bir el daha'ların her biri, fark etmeden yapılan bir tekrardır. Kalıcılık da tam olarak buradan doğar.
Tabii her oyun her konuya uymaz. Önemli olan, öğrenme hedefini oyunun kalbine koymak — kenarına iliştirmek değil. Çocuk eğlenirken farkında olmadan tam da öğrenmesi gereken şeyi yapıyorsa, o oyun işini görmüştür.
Sınıfımda en sevdiğim an, bir çocuğun oyunu bitirince 'bu matematik miydi?' diye şaşırması. İşte o şaşkınlık, öğrenmenin en güzel hâli.
Ceren Taştan
Sınıf Öğretmeni · Konya · Seydişehir